The Platform film mi ?

muhendisman

Global Mod
Global Mod
The Platform: Toplumsal Eleştirinin Derinliklerine İnmek

Merhaba arkadaşlar, geçtiğimiz günlerde "The Platform" (Orijinal adıyla El Hoyo) adlı filmi izledim ve oldukça düşündüren bir deneyim yaşadım. Film, derin toplumsal mesajları ve distopik yapısıyla beni hem etkiledi hem de soru işaretleriyle bıraktı. Başlangıçta, pek çok kişinin bu filmi izleyip bir solukta bitirdiğini ve ardından "Sosyal sınıflar, adalet, eşitsizlik..." gibi kavramlar üzerine tartışmalar başlattığını gördüm. Kendim de bir süredir bu film üzerinde düşünmeye devam ediyorum. Bu yazımda, "The Platform"ı eleştirel bir bakış açısıyla değerlendireceğim ve filmi daha geniş toplumsal, psikolojik ve felsefi açılardan tartışacağım.

Filmin Konusu: Bir Yerin Derinliklerine Düşmek

Filmin temelinde, bir tür hapishane sisteminde geçen hikâye yer alıyor. Bir dikey hücredeki mahkumlar, her gün bir platformda sunulan yemekleri paylaşarak hayatta kalmaya çalışıyorlar. Platform, üst katlardan başlanarak yavaşça alt katlara doğru iniyor ve her katın sakinleri yalnızca üsttekilerin bırakabildiği yiyeceklerle hayatta kalmaya çalışıyor. Alt katlarda daha az yemek kalması, üst katlarda daha fazla ve bazen israf edilen yemeklerle birleşince, bu sistemdeki adaletsizlik ortaya çıkıyor.

Bu distopik senaryo, sadece bir tür hapishane draması olmanın ötesine geçiyor. Bunu bir metafor olarak da görebiliriz; burada, her birey kendi çıkarı uğruna başkalarını ezmek zorunda kalan bir toplum yapısı yansıtılıyor. Film, tüketim toplumunu, kapitalizmin adaletsizliğini ve sosyal sınıflar arasındaki uçurumu sert bir şekilde eleştiriyor.

Toplumsal Eleştiri: Kapitalizmin Yansıması

"The Platform"ın en dikkat çeken özelliği, insan doğasının ve kapitalist sistemin ne kadar acımasız ve bencilleştirici olduğunu gözler önüne seriyor olmasıdır. Üst katlardakiler, bir şekilde daha fazla yiyecek alırken, alt katlardakiler açlıkla savaşıyorlar. Bu, ekonomik eşitsizliğin ve sınıfsal ayrımların dramatik bir simgesidir. Burada, üst sınıfların kontrolü altında olan "kaynaklar" (yiyecek, imkanlar vs.), alt sınıflara hiçbir zaman ulaşmıyor, ya da yalnızca kırıntılar kalıyor. Bu durum, toplumda var olan güç dengesizliklerinin bir yansımasıdır.

Filmde, bir karakterin "Yiyecekler yer değişiyor ama insanlar hiçbir zaman değişmiyor" şeklinde söylediği bir replik, tüm hikayeyi özetler niteliktedir. Bu, insanların hiyerarşik bir yapıya sıkışıp kalmasının, sınıf farklarının zamanla pekişmesinin ve üsttekilerin daha fazla yiyip, alttakilerin kalanı kapmak için birbirleriyle mücadele etmesinin acımasız bir eleştirisidir. Bu sistemde, "doğru" ve "yanlış" kavramları giderek bulanıklaşır ve film, izleyiciyi bu karmakarışık etik sorularla baş başa bırakır.

Karakterlerin Duygusal ve Stratejik Yaklaşımları

Filmde, başlıca iki karakter üzerinden çözüm arayışlarını ve ilişkisel bakış açılarını gözlemleyebiliyoruz: Goreng ve Baharat. Goreng, başlarda toplumsal adalet ve eşitlik için savaşan idealist bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Çözüm odaklı bir yaklaşımı benimsemiş, çevresindeki insanlarla empatik bir bağ kurmaya çalışıyor. Ancak zaman geçtikçe, sisteme karşı duyduğu öfke ve çaresizlik, onun daha pragmatik ve stratejik bir tutum sergilemesine neden oluyor. Bu noktada, erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımı ile erkeklerin bireysel başarısı için kendi çıkarlarını gözetmeleri arasındaki farkı izleyiciye sunuyor.

Öte yandan Baharat, oldukça farklı bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Her ne kadar güçlü bir hayatta kalma içgüdüsü taşısa da, aynı zamanda insanlarla daha ilişkisel bir bağ kurmayı tercih eden, toplumsal bağların önemli olduğuna inanan bir figür. Baharat’ın yaklaşımı, toplumsal dayanışma ve empatiyi önceleyen bir bakış açısına dayanıyor. Bu karakter, kadınların toplumsal normlar ve kurallar karşısında empatik ve ilişkisel bir yaklaşım benimsemesini temsil ederken, Goreng’in çözüm odaklı yaklaşımı ise daha çok erkeklerin stratejik bakış açısıyla örtüşüyor.

Bu iki karakterin bakış açıları arasında bir denge kurmak, filmin alt metnindeki toplumsal eşitsizliği anlamak açısından çok önemli. Baharat’ın duygusal anlayışı ile Goreng’in pragmatik yaklaşımı arasında çatışmalar olsa da, aslında her ikisi de toplumda bir değişim yaratma isteğiyle hareket ediyorlar.

Güçlü ve Zayıf Yönler: Filmin Eleştirisi

"The Platform"ın en güçlü yönlerinden biri, kesinlikle toplumsal eleştiriyi açık bir şekilde, ama aynı zamanda oldukça sembolik bir biçimde yapabilmesidir. Filmdeki karanlık atmosfer, izleyiciyi adaletsizliğin derinliklerine sürüklüyor. İnsanları daha az yemek için birbirleriyle rekabet etmeye zorlayan bir düzenin varlığı, izleyiciyi düşündürmeye sevk ediyor. Bu filmde gördüğümüz şey, sadece kapitalizmin adaletsizliği değil, aynı zamanda bireylerin, her türlü zorluk karşısında hayatta kalma uğruna başkalarını hiçe sayma eğilimidir.

Ancak filmin zayıf yönlerinden biri, bazı karakterlerin daha derinlemesine işlenmemiş olmaları. Baharat ve Goreng arasında geçen ilişkiler zaman zaman fazla yüzeysel kalabiliyor. İzleyicinin karakterlerin içsel çatışmalarına daha fazla girmesi, hikayenin duygusal yönünü daha etkileyici kılabilirdi.

Bir başka zayıf nokta ise, filmdeki bazı sembolizmlerin aşırıya kaçması. Özellikle platformda olan yemeklerin değişimi, bazen abartılı ve izleyiciyi gerçeklikten koparacak kadar anlaşılır olmaktan uzak hale gelebiliyor.

Sonuç: The Platform Ne Anlatıyor?

Sonuç olarak, "The Platform" sadece bir hayatta kalma mücadelesi değil, aynı zamanda toplumsal eşitsizlikleri, insan doğasını ve kapitalizmin karanlık yüzünü sorgulayan bir film. Filmdeki karakterlerin çözüm odaklı ve empatik yaklaşımlarının dengeli bir şekilde işlenmesi, toplumsal yapıları daha derinlemesine anlamamıza yardımcı oluyor.

Peki sizce, "The Platform" filmindeki adaletsizliği ve kapitalizmi temsil eden yapılar günümüz toplumunu yansıtıyor mu? Ya da filmin alt metninde verilen mesajlar, bireysel hayatta ne kadar uygulanabilir?
 
Üst